Yüreğinize kardeş edindiğiniz umutlarınız, öyle umarsız çeker gider ki kimi zaman yüreğinizin limanından, geride sadece yelkenleri karanlığa açmış, akıntının karşısında, küçücük bir gemi ile kaldığınızı görürsünüz. Tarifsiz düşler, yerini dört bir yandan esen hoyrat rüzgara bırakmıştır artık. Umut yüklü gemiler, umuda ve ebrulere dair ne varsa içlerinde, boşaltıp ayrılmıştır kıyıdan… Görmekten sıkılmış bir çift göz ve buğulu bir pencereyle yaşamı gözetlemek ne zordur artık…
Genellikler diyarında genelliklere yenik düşmenin acısı bir yana, birde seni herkesden farksız kılmaya uğraşan bir dünyada, top tüfek kendin olarak kalabilmenin savaşını veriyor olmakta umutları yıldırıp, kıyılardan kovalayan başka bir gerçektir.. İncitilmiş ve parçalanmış gülüşler, yitik kürekler ve nadasa bırakılmış bir can.. Ve insan kendi kendine sorar; tanrım; bu bir hayal midir, yoksa herkesin zaman zaman hissettiği geçici bir ebediyet midir? Nedir etrafıma tel örgüler çeken, beni dipsiz kuyulara vurduran, kan revan içinde koşturan diye… Cevabı da kendi gibi çelişkilerle dolu olan koskoca bir çığlık, düğüm olmuş boğazda, uykulara gömülmek istersiniz…
Bedenimde biri var; geleceğimi dünlerime armağan eden biri sanki… Hayaller hep güzel, ama yaşam bir drama sanki… Ve daha binlerce defa sankilerle süslenmiş cümleler kovalıyor birbirini... Güneş hep yalanları mı kovalamalıydı, gece hep sahtelikleri mi örtmeli.. Dizeler mi söylemeliydi hep umudu, kitaplar mı barındırmalı sonsuz sevgileri… Gerçek nerde? Kimin elinde? Bir kaçakçı düşmüş yollara, toplamış gitmiş nerde ne anlam varsa… Ben olsaydım kaçakçı; dizelerin peşinde. Ben olsaydım; sevgilerin, gerçeklerin ardında…Bilirdim en azından; kimde, neyin gerçek olduğunu.. Bilirdim de öyle düşerdim peşine… Sonrada hiç acımadan, hiç kayıp vermeden sürdürebilirdim yaşamımı.. Acımazdım insanlardan yana, acımazdım sahtelikler yüzünden. Kimsenin gücü yetmezdi o zaman seçimlerimi çoğunluğa hediye etmeye.. Kimse giremezdi düşlerime… Bulut olur uçardım o zaman, gülerek yudumlardım yalın yağmurları, sefil çocuklara toplardım yıldızları…
…Sonsuz bir savaşı vermekle yükümlüsünüz yaşam boyu insan kardeşlerim, ve bir kaçakçı olabilmenin özlemini duymakla.. Sefil çocuklara yıldızlar topladığınız anları rüyalara hapsetmek zorundasınız.. Bir kırık yelkenli elinizde, akıntıya karşı yolculuk etmek zorundasınız.. Dünyanın bildikleri gibi olmadığını anlatmak zorundasınız çocuklara.. Var olan kurguların içinde yerinizi almak zorundasınız, sunulmuş özgürlüklerle yetinmek zorundasınız.. Çünkü yeni bir dünya kuramazsınız, başka bir deniz bulamazsınız insanlar…
İnsanlar;
Bağırmak zorundasınız çığlıklara;
‘Ey çığlık çek git artık!’ demek zorundasınız…
Genellikler neyi öngörüyorsa, aynı oranda acı duymak, tel örgülerle yaşamak zorundasınız..
Umut edin insan kardeşlerim;
Korkaklığınız yenilirde belki; genellikler karışır gider bir gün; unutulan zamanın, hor görülmüş, ağlamaklı, dışlanmış sokaklarına….
Sunday, November 19, 2006
Subscribe to:
Post Comments (Atom)
No comments:
Post a Comment