Friday, November 24, 2006

Sesi bile yok,o kadar aciz.Düşürdüğü hallere bak bir de...

Niye böyle nefesim kesiliyor ki benim?Niye bu şaşkınlık,bitkinlik,güçsüzlük...
Yolları bir türlü seçemeyişim neden?
Peki biraz daha az sokulsam gerçeklere,ve böylece biraz daha uzak olsam,az yorulsam olmaz mı?
Kaç kopya olduğumu bile kestiremeyecek kadar uyuşuyor bazen beynim.Kaç taneyim ben?Bir darbe vursam tepeden suretime,kaç ben daha çıkar acaba benden?Aynadakinin ne kadarı benim,ne kadarı payıma düşmüş biçilmişler?
Rollerimden biraz olsun vazgeçsem,vazgeçebilsem yada en azından bunu deneyebilsem;yine,hep bilen kişi olmak zorunda bırakılır mıyım ki?…
İnsanlar tarafından sürekli,güçlü ve cesaretli anılmaktan da bıktım.
Bıkıp da sesimi yükseltemeyişlerden,
Dehlizlere kaçıp saklanıp,kimseye anlatıp söylemeden mücadele verişimden(Hoş,kimsenin bir şey anlamasını da beklemiyorum gerçi ama…),
Gerçeklerin peşinde iz sürüp neticesiz eldeler edinmekten,
Beklemelerden,
Ve hatta umut etmekten
Işıklı şehirlere iz sürememekten de usandım.
Ne yaşadığının ne de ölmüşlüğünün farkında,ağlak bir yüz ifadesi kendinden nefret ettirdi artık bana.Talan olmuş ve erteleyişlere emanet edilmiş adımı,ne yapıp edip dik tutmaya çaba sarf etsem de,yorgunluğa ve düşünüşlere yenik düşüyor bedenim,yarı yolda kalakalıyorum.Olduğum,durduğum yerdeyse sesi duyulmaz bir mücadele ve kavga devam ediyor.Dünyanın genişliği olabildiğine canımı yakıyor,sonsuz bir mavinin sahibi gökyüzü ciğerlerime doluyor.İstekleri,ve artık bir ütopya halini aldığını düşündüğüm umut düşleri sürekli ertelemek zorunda kalmak,ucu başı görünmez bir,sonralara bırakmanın ızdırabı ellerimi uyuşturmaya ve ipleri bir anda koyverdirmeye yetiyor.
Ne telaşlı bir nehirmiş,ne pis bir illetmiş bu Allahım.
Pişkin,kalleş ve bir o kadar sesten arınmış,sağır bir nehir…
Akıp gidiyor boylu boyunca.
Hiç sevmem böyle içten pazarlıklı olmaları,gizli kapaklı karar verişleri,insan bükmeleri,kırgınlıkları.Hiç sevmem inadı,geriye katışları,hesapsız ve tek taraflı karar almaları,
Hiç sevmem asık suratı,insafsızlığı,
Hiç sevmem;iktidarları tepeden inme standartları,yönetmenleri hiç sevmem…
Anahtarlar gibi açıcı,sökücü ve bağışlayıcı olmalı,sığınmalara ve en derin sıcaklıklara göz kırpmalı sesler.
Sesler ses yapmalı,harfleri boyamalı.
Ortalarda kalmamalı.Ya susup-gitmeli ya da konuşup-gelmeli.
Kalleş nehrin suları misali,içten içe hüküm verip,karar alıp,bencilce akıp gitmemeli sesler,hesapsız ve can yakıcı heceler oluşturmamalı…
Ortalarda kalmamalı sesler,kelimeler,
Meydanlarda heba olup,kim vurduya gitmemeli.Kıymetleri,kadirleri bilinmeli,sarıp sarmalanmalı…
Nehir kalleş,nehir sessiz,nehir insafsız.
Nehir burnunun dikine,istediği yönde istediği kanalda akıp gidiyor.
Ve ben;
Süresini,zamanını ve yönünü bir türlü bilemediğim bu yolculuğun neresinde olduğumu uyuşmuş beynimle çözemeyeceğim gibi geliyor.
Ve daha kaç gemi var içinde olmak isterken ardından el sallayacağım,nehrin kapıp götürdüğü…

No comments: