Monday, January 22, 2007

İşte Ben

Ah ben…
En eskimiş sefaletin adı ben.
Yolların arasına sıkışıp,farkındasız ölen hep ben.Umuda kalan son rızkını banıp,bütün mütevaziliğiyle olsunlara sarılıp canını kurtaranda ben.
Gidip gidip hep dönen de,
Ardında bir türlü duyamadığı sesleri sanki varmış sanıp ‘…hadi son bir…’ diyen de ben.
En siyah yalanlara aldanıp,
Onları koynundaki usta nezakette, sevdasının ve umudunun gergefinde ince ince işleyen riayetkar ahmağım ben.
Beyazı her gördüğümde,kafamdan kasırgalar gibi geçip giden düşüncelerin ancak dışa vuran kırıntıları olabilecek güçteki şimşeklerinin ışıltılarından korkup,
Eli ayağına dolaşan ve gelin halaylarının peşi sıra zırıl zırıl ağlayan sünepe de ben.
Ah ben,
Boğazını yırtarak söylediği şarkıları,bir türlü duyuramayan ben;
Böylesine geniş bir dünyanın sınırlarını kim nereden bilebilir ki,sen bileceksin?
Ahmaklaşıyorsun.Beynin öyle uyuşmuş ki idrak edemiyorsun.
İnsan ancak uslu bir sabır gücü ve cesaretle,sahibi olduklarına sarılarak karanlığı delebilir.
Yürür!
Topuk sesleri inletmelidir artık caddeleri.Geceleri ürkütüp,beyazı duyurmalıdır.
Delip geçirmelidir işte şimdi.Tam vaktidir!

Saturday, January 13, 2007

güzel kardeşim,biz neyi anlattık?

düşüncemin sıcaklığında saklamaya ne kadar gayret etsem de,farkında olmadan gün be gün sisleniyor görüntülerimiz.sislenmiş,kararmış bir aynaya dönüyor sanki.çok yakın geçmiş olsa da,bulutlar daha bir çöküyor aramıza.ve ben her anımsayışta,her sorgulayışta nedenleri bir az daha irkiliyorum.
çok içimde bir şeyler acıyor,canım yanıyor bu yok oluşa,geriye katışımıza...ve gün geçtikçe daha bir ağırlık yapıyor buluyorum yüreğime..
olması gereken bu değil,yakışan bu değil diyorum.geriye katış değil olması gereken.
olması gereken susup-gitmek değil.olması gereken konuşmak,anlaşmak,birikmesine meydan vermeden çözmek,zamanla eriterek aceleye getirmeden paylaşmak.
insan önemli,insan en kıymetli.
hele ki anlamadan,pata küte,haralagürele bir koşuşturmayı öncesinde yaşamış ve epeyce canı yanmış biri olarak ayrı bir ürkütüyor içinde durduğumuz hal beni.sorunlarımızı konuşarak,anlatarak,yaşayarak aşmaya tahammül edemiyorsak,susarak savuruyorsak onca şeyi,o ötekilerden ne farkımız kalır bizim de?
öte yandan senden de duymak istediklerim,artık bünyende barındırıyor olduğunu ümit ettiğim çokça şey var.araya giren zaman insan taraflarını da avucuna alarak, okşadı mı beynini,kimliğini yeterince?
evet diyeceğini ümit ediyorum.katıksız bir ümit bu.öylece bir ümit...
oturup;anlatıp-aşarak,yaşayarak,eksikleri zamanla görerek,yeri geldi mi kabullenerek,kibiri en uzak sınırlara iterek,yormadan-yorulmadan paylaşacağımızı ümit ediyorum...
insan önemli,insan en kıymetli.
insan kaybetmekse en yüz karası hayatın.
hele ki,gönül kapılarını birbirlerine bu kadar aralamış iki insanın birbirlerini sormadan,dinlemeden,konuşmaya fırsat vermeden paldır küldür ve yok yere kaybedişleri en yüz karası.
öyle ya
Zifir karanlıklarda az mı aralamadık birlikte gözlerimizi,
az mı yol yapmadık,az mı karşılamadık geceyi yürek yüreğe...
kardeşim;
orda olduğun sürece;anlayarak baktığın,hissedebildiğin,yeri geldi mi kendini bile geriye katıp koşmayı bildiğin sürece ben hep burdayım.
ya sen
soluğun yetecek mi dersin bu kez
kendinden başkasına da biraz?

canını duymayalı çok oldu kardeşim,sarıp içeri almayalı epey oldu...
ordaysan eğer,
gel,
yeni bir sabahta,
insanlığımızı sırtlayıp sarılalım önce bir...

….


İşte bu satırlar son bir umut halinde yazılmıştı.Son bir çağrı yapmıştım yanılmıyorsam.Aylar kovaladı kağıda ilk düştükleri günü…
Artık umut yok.
Ben yazdım fakat değişen hiçbir şey olmadı.İnsanların zor,çözümlerininse imkansız olduğunu bir kez daha anladım sadece.Oysaki inandığım ve doğru bellediklerim bana karşımdaki uğruna her ne olursa olsun,sonsuz bir inanç ve fedakar olma gücü aşılıyordu.
Sen kurtarmaya çalışırken,çabayla yoğururken
Fakat o hep aynı kalırken,değişmek adına,kaybolanları yeniden oldurabilmek adına hiçbir çaba sarf etmezken,ve devamlı senden almaya devam ederken işte artık bu noktada bir karar vermen gerekiyor.Gitmelisin,ya da “her yeninin bir yineden ibaret” olduğu kurmacaya bir son vermelisin.(gerçi her ikisi de aynı yere varır sonunda ya…)
İşte ben artık bu noktada dönüp gitmem gerektiğine kesin olarak ikna oldum.Karşılıklı oyunlardan ve üzeri yazılır-çizilir,tekrarlanır senaryolarla birbirine bağlı insan ilişkilerinden nefret ediyorum.
Giderken kendimi bencil ya da insafsız hissetmiyorum.Benim için asıl önemlisi de bu.İçimde verilmemiş hiçbir hesap kalmadı.Hikaye boyunca verebileceğim her şeyi fazlasıyla verdim.Emeğin yüzünü hiç kara çıkarmadım ve yapabileceğim her türlü fedakarlığı yapmış olmanın iç huzurunu yaşıyorum.
Kendini sürekli tekrarlayan,ve her yinesinde sonu hiçbir yere varmayan bu düzmecenin sonunda bir karar vermem gerekiyordu,artık verdim.Bir karar aldıktan sonra,gerimde dünya un ufak olsa bile ardıma dönüp bir kez olsun bakmam zaten.
Doğru ya da yanlış,hayatın içinde her hangi bir yerde,her hangi bir şekilde insan kaybetmek en pis iş gerçekten.Fakat bana dedikleri gibi;
“…daha görülecek çok şey var.Ve en azından güvendiğin şeyler kaybettiklerinin yanında güzel istisnalar olarak kalıyor…”

Thursday, January 4, 2007

Mavi Yalanı

Üstlendiğim yakaran rolünü,hakkını vere vere oynadığım oyunda,birgün bu dekor devrilip gidecek mi bilmiyorum…Devrilecekte,roller değişecek mi?Kafamı kaldırdığım her seferinde canıma dokunan,aklımı kayıran bu mavilik eriyecek mi,delinip gidecek mi bu gök kubbe?Nesi var bu kadar olağan üstü bunun?Her gün muazzam bir işleyişle,akıl almaz bir yasa gereği,hiç aksamadan kendini tekrarlamasından başka nesi var?An gelecek tekrarladığı zamanı,çok geçmeden yine son bulacak.Daha birkaç vakit öncesine kadar bize ışık çağlayanları döken bu sinir bozucu düzen elemanı,gitgide parlaklığını,umudunu,ışıltısını,erişilmezliğini ve tanrısallığını bütün vaad ettikleriyle birlikte yitirmeye,solmaya başlayacak.Bitimindeyse başka bir renkte takılıp kalacak.İşte o vakit bu huzur perdesinin ardından dörtnala koşarak gece gelecek.Böyle olacak,ve en ummadığım anda gelip üzerime atılacak.Hep böyle olur,yine böyle olacak.Gece çökünce;‘elleri var karanlığın,dokununca korkma sakın’ deyişi,yitirdiğim cesareti oldurabilecek gücü aşılayamayacak.Hiç sevmem adı var kendi yokları,çok olup ama aslında hiç olmayanları.Ama gece çökünce gök kubbe de öyle olacak.Sahibi olduğu maviyi,sırf can çekişmemi izleyebilmek adına bir bir fısıldayacak,anlatacak.Dinlerken gözlerim ifadesi çok zor bir halle;içi her geçen gün biraz daha kabaran ertelenmişler valizime takılacak.Ne sabredecek,ne de kendimi kaygıdan arındırabilecek metaneti bulabileceğim kendimde.Gecenin o bıktığım koynunda aklımda;yorgunluğum,ürküten karanlık,güçsüzlük ve bekleyiş var artık.Hiç yürekli değilim yine…
Oyunun bilmem kaçıncı perdesidir bu.Hiç bitmezmiş gibidir...Bir ileri bir geri saatleri geçiştirmektir işi.Türlü yanılsamaları vardır,fazlaca aldatır.Doğadan başka her şey ölüdür bekleyişin içinde.Çünkü evrenin denklemi iktidarını riske atmayı sevmez.Ezip geçici olmalıdır.Bu yüzden hiçbir vakit başka bir alternatife göz yummayacaktır.Kendisi dışında her şey ölü olmalıdır.Beklerken hiçbir şey olmaz..Doğan günler birbirinden farksızdır.Tekrarlanıp dururlar.Aynın devam ederler.Akıldışı ve hafızaya aykırı bir çarkları vardır.
Bu aynılığın içinde her geçen gün bir parçamı daha yitirdiğimi düşünmekteyim.İnsan bir bir yitiriyor tüm bildiklerini.Yüreğin o akıl almaz unutkanlığına yenilip gidiyor tek tek sanki.Gardım nerde,kime takılıp düşmüş,neşe hangi çekmecede kalmış?…Ruh hali neymiş,en son nerde uğrayıp kaçmış?…Saçma sapanlığın ardında,yalnızlığın çok üşüten gece mevsiminde yoksunluk gün be gün ivmesini arttırıyor adeta.Önce sağır olup,ardından dilsizleşip,en sonunda körleşip duyarsızlaşmaktan korkuyorum.
Fakat her zaman bir şey buluruz ya hani,bize var olduğumuz izlenimini verecek;işte ufacık bir kıpırtının geldiğini,bekleyişin ardındaki gelecek olanın tozunu dumanını biraz olsun gördüğümü sandığım zamanlar bütün aşırılığım ve heyecanımla açıyorum sonuna kadar kapılarımı.Fakat bir tuhaf hissederim o vakit kendimi.Hem rahatlamış gibi,hem dehşet içinde,korku içinde,telaş içinde…O güne kadar bana hiç yük olmamış ellerimin ağırlık yaptığını hissederim sanki,koyacak bir yer bulamam.Beynimi dağıtır tüm yanılsamalar.Vaad ettikleriyle canımı alır bu mavi.Bir yelkovan rüzgarı olan yaşamak,yaşamanın içinde herhangi bir bekleyişte gök kubbe hep aynıdır.Olduğu yerde oyalar,çeldirir,aldatır,alt üst eder yolları…