Saturday, January 13, 2007

güzel kardeşim,biz neyi anlattık?

düşüncemin sıcaklığında saklamaya ne kadar gayret etsem de,farkında olmadan gün be gün sisleniyor görüntülerimiz.sislenmiş,kararmış bir aynaya dönüyor sanki.çok yakın geçmiş olsa da,bulutlar daha bir çöküyor aramıza.ve ben her anımsayışta,her sorgulayışta nedenleri bir az daha irkiliyorum.
çok içimde bir şeyler acıyor,canım yanıyor bu yok oluşa,geriye katışımıza...ve gün geçtikçe daha bir ağırlık yapıyor buluyorum yüreğime..
olması gereken bu değil,yakışan bu değil diyorum.geriye katış değil olması gereken.
olması gereken susup-gitmek değil.olması gereken konuşmak,anlaşmak,birikmesine meydan vermeden çözmek,zamanla eriterek aceleye getirmeden paylaşmak.
insan önemli,insan en kıymetli.
hele ki anlamadan,pata küte,haralagürele bir koşuşturmayı öncesinde yaşamış ve epeyce canı yanmış biri olarak ayrı bir ürkütüyor içinde durduğumuz hal beni.sorunlarımızı konuşarak,anlatarak,yaşayarak aşmaya tahammül edemiyorsak,susarak savuruyorsak onca şeyi,o ötekilerden ne farkımız kalır bizim de?
öte yandan senden de duymak istediklerim,artık bünyende barındırıyor olduğunu ümit ettiğim çokça şey var.araya giren zaman insan taraflarını da avucuna alarak, okşadı mı beynini,kimliğini yeterince?
evet diyeceğini ümit ediyorum.katıksız bir ümit bu.öylece bir ümit...
oturup;anlatıp-aşarak,yaşayarak,eksikleri zamanla görerek,yeri geldi mi kabullenerek,kibiri en uzak sınırlara iterek,yormadan-yorulmadan paylaşacağımızı ümit ediyorum...
insan önemli,insan en kıymetli.
insan kaybetmekse en yüz karası hayatın.
hele ki,gönül kapılarını birbirlerine bu kadar aralamış iki insanın birbirlerini sormadan,dinlemeden,konuşmaya fırsat vermeden paldır küldür ve yok yere kaybedişleri en yüz karası.
öyle ya
Zifir karanlıklarda az mı aralamadık birlikte gözlerimizi,
az mı yol yapmadık,az mı karşılamadık geceyi yürek yüreğe...
kardeşim;
orda olduğun sürece;anlayarak baktığın,hissedebildiğin,yeri geldi mi kendini bile geriye katıp koşmayı bildiğin sürece ben hep burdayım.
ya sen
soluğun yetecek mi dersin bu kez
kendinden başkasına da biraz?

canını duymayalı çok oldu kardeşim,sarıp içeri almayalı epey oldu...
ordaysan eğer,
gel,
yeni bir sabahta,
insanlığımızı sırtlayıp sarılalım önce bir...

….


İşte bu satırlar son bir umut halinde yazılmıştı.Son bir çağrı yapmıştım yanılmıyorsam.Aylar kovaladı kağıda ilk düştükleri günü…
Artık umut yok.
Ben yazdım fakat değişen hiçbir şey olmadı.İnsanların zor,çözümlerininse imkansız olduğunu bir kez daha anladım sadece.Oysaki inandığım ve doğru bellediklerim bana karşımdaki uğruna her ne olursa olsun,sonsuz bir inanç ve fedakar olma gücü aşılıyordu.
Sen kurtarmaya çalışırken,çabayla yoğururken
Fakat o hep aynı kalırken,değişmek adına,kaybolanları yeniden oldurabilmek adına hiçbir çaba sarf etmezken,ve devamlı senden almaya devam ederken işte artık bu noktada bir karar vermen gerekiyor.Gitmelisin,ya da “her yeninin bir yineden ibaret” olduğu kurmacaya bir son vermelisin.(gerçi her ikisi de aynı yere varır sonunda ya…)
İşte ben artık bu noktada dönüp gitmem gerektiğine kesin olarak ikna oldum.Karşılıklı oyunlardan ve üzeri yazılır-çizilir,tekrarlanır senaryolarla birbirine bağlı insan ilişkilerinden nefret ediyorum.
Giderken kendimi bencil ya da insafsız hissetmiyorum.Benim için asıl önemlisi de bu.İçimde verilmemiş hiçbir hesap kalmadı.Hikaye boyunca verebileceğim her şeyi fazlasıyla verdim.Emeğin yüzünü hiç kara çıkarmadım ve yapabileceğim her türlü fedakarlığı yapmış olmanın iç huzurunu yaşıyorum.
Kendini sürekli tekrarlayan,ve her yinesinde sonu hiçbir yere varmayan bu düzmecenin sonunda bir karar vermem gerekiyordu,artık verdim.Bir karar aldıktan sonra,gerimde dünya un ufak olsa bile ardıma dönüp bir kez olsun bakmam zaten.
Doğru ya da yanlış,hayatın içinde her hangi bir yerde,her hangi bir şekilde insan kaybetmek en pis iş gerçekten.Fakat bana dedikleri gibi;
“…daha görülecek çok şey var.Ve en azından güvendiğin şeyler kaybettiklerinin yanında güzel istisnalar olarak kalıyor…”

No comments: