…
İçimizde ürküntü bir yalnızlık,
Bir görülmez duvardır dibinde eşelediğimiz.
Evrenin denklemidir dayatan;
‘Anlamadan yaşamak gerek’,
İnsan insana yapayalnız…
Böylesine makul bir dünyada,görülmez bir duvardır dibinde mücadele verdiğimiz.Anlamsızlık karşısında,içinde bir ürküntü olmuş yalnızlıkla koyun koyuna,umutlar ve korkunç düş kırıkları ardında,insafsızlık ve boyun bükmelerin arasında belki de bir inat bellediğin nefes alıp vermeyi sürdürüyorsun. Açılıp gitmelerin yasak,beklentilerinse düğümlendiği bir öyküde yer alıyorsun.Yeri geldiğinde kendini hiçe saymayı dahi izzetlik bellediğin,karşılıksız,kilitli,ve telaşlı bir hikaye bu. Soru sormadan ve anlamadan yaşamak gerek bu kurguda…
Ezelden ebediyete hiç değişmeyecek olan evrenin denklemi,ne yapıp edip bu hikayenin içinde bir yerde mutlaka yakalıyor seni.Denklemin belki de en yorucu,en çözümsüz köklerinden biri olan insanoğlu,insanlığından ziyade,daha çok bir oyun kişisini andırıyor..
Herkesin yüzünde öyle maskeler,beyinlerinde öyle kırılmaz,kepenkli duvarları var ki.
Koşullanmalar yaratıyor,kendimizi en doğruyu bilir ilan ediyor,kimseyi dinlemiyor,devamlı dayatıyor ardından o pek meraklı olduğumuz oyun sahnelerinin dekorlarının altında da kendimiz kalıyoruz aslında.Kafalarımızdaki iktidarlar ve giriştiğimiz bitmek tükenmez, telaşlı oyun yüzünden karşımıza çıkanları kör noktalarda heba edip,öldürüyoruz.Koşullanma her şeyin üstünde kalıyor.Karşımıza çıkanı da ancak belirlediğimiz yön sınırlarında görebiliyoruz.O;gördüğümüzden güzel,gördüğümüzden samimi,gördüğümüzden büyük belki fakat kepenkleri kırıp atmadıkça ona ulaşmak hiç mümkün değil.
Zaten öyle kül yutmaz ilan etmişiz,rollerimize,bitmeyen perdelerimize öyle kaptırmışız ki kendimizi,insanlığımızın üzerine geçirdiğimiz maskelerimizi düşürmek,olmazları kırmak,iletişim kurmak anlamında bir o kadar acizleşmiş durumdayız. Bir bağırış çağırıştır,bir çatışmadır gidiyor.
Herkes en doğrusunu biliyor,herkes kendi kafasında dikilmiş olanı,var olanı uygulamaya koyma derdinde.Kimi bir verip iki almanın peşinde koşuyor,kimi nasıl baskın gelsem tasasında,kimininse yüzünde karanlık bir örtü,ne olduğu görülmüyor.
Kimse egolarını,kendini kabul ettirme çabasını bir tarafa bırakıp
konuşmak anlaşmak,karşılıklı oturup düşünmek,ve koşulsuz paylaşabilmeye varamıyor.Güç,kudret ve rasyonelliğin olmazlarında tıkanıp kalıyor.Savaşlar ilan ediliyor,savaşlar kazanılıyor.Mesafeler ilan ediliyor,yollar ayrılıyor.Kayıplar veriliyor.Nihayetinde barış,huzur ve tebessüm en olmayacak iş halini alıyor.
Edindiğimiz maskeleri düşürmek çok güç değil mi?Duygularımızdan ürkmeden,düşüncelerimizi gizlemeden,benliğimizi sereserpe yaymak çok güç.Ürkmeden,ağlamadan,kaçıp saklanmadan yeni adımlar atmaya girişmek,yeni sesler için ağız açmak en olmaz iş.
Kafatasımızın içindeki şu yanılsamaları bitirebilsek,uyanıversek.Açık seçik bir umudu karşılayabilsek.Zihnimizin kilitleri çözülüverse.Bir parçalayabilsek zincirleri,beyinlerdeki iktidarları bir devirebilsek,renkleri tanımak ve biraz umut edinebilmek hiçte zor olmayacak aslında...
Saturday, December 16, 2006
Friday, December 1, 2006
karşılık
"...büyük aşklar yolculuklarla başlar
ve serüvenciler düşer bu yollara.
onlar ki dünyanın son umudu
soyları tükenen birer çılgındırlar..."
az kaldı vaktim gelecek
ve
bir gün bir yerde öyle bir yolculuğa girişeceğim
öyle yollar karşılayacağım ki
akıl sır erdiremeyecek 'zaman',
dize getireceğim.
ah öyle birikmiş bir öfke ki içimde
ne dese boş
özür bile dileyemeyecek
ve serüvenciler düşer bu yollara.
onlar ki dünyanın son umudu
soyları tükenen birer çılgındırlar..."
az kaldı vaktim gelecek
ve
bir gün bir yerde öyle bir yolculuğa girişeceğim
öyle yollar karşılayacağım ki
akıl sır erdiremeyecek 'zaman',
dize getireceğim.
ah öyle birikmiş bir öfke ki içimde
ne dese boş
özür bile dileyemeyecek
Subscribe to:
Posts (Atom)