Wednesday, January 14, 2009

bitti


Denizin diğer yakasında kalan, zifirden siyah kıvırkıvır saçlı, ufacık kara gözlü o küçük kız, valizime yerleşiyor… Asırlık surların, görkemli padişahların, sultanların kentine, kendi yok; adı var bir iz olarak götürülüyor.. Peki denizin bu iki yakasında, yani bizim aramızda kalmış ,adı koyulmayan ama varlığı artık aşikar olan karanlık, konuşmaktan başka bir çare kalmayacak kadar tıkanmış mıdır?
Ey tarihin gönül yakan görkemini içine çekmiş şehir. çok sevilmiş, o küçük kara saçlı kız, ya sis bulutunun dağılmasından sonra parlayan güneş gibi bir aydınlıkla bana yeniden aydınlanacak ya da bütün aydınlıkları yutan karanlığın varlığını onaylayacak..
yazılabilecek tüm satırlar burada son buluyor.. çünkü yanan acı, hecelerin içine sığmıyor.. ve ellerimi ve dilimi köreltip ulaşmaya dair bedenimi bağlayan bu aciz ifadesizlik; el dokunmadıkça kımıldayamayacak kadar yorulmuş bir bedenin ruhunda tüten
““toprağın rengarenk bahar çiçeklerini doğuracağı güne doğru..” “
ümidiyle son buluyor..

No comments: