Her şey sahtelik üzerine oynanıyor.asırlık insanlık kuramlarını bu kadar önemsemeyin artık.geçerliliği kanıtlanmış teorileriniz mide bozucu.takındığınızda beyefendilik ve hanımefendilik kanunlarını hakkıyla yerine getirdiğinizi sandığınız,şekli bozuk maskelerinizi bir kenara bırakın.ve yüzüme gerçek bakın.aslında hayır.bu söylediklerim fazlaca iyimser oldu.çünkü bunların becerdiklerini sandıkları şeylerin beyefendilik ya da hanımefendilikten ileri geldiği falan yok.düpedüz düzenbazlık kokuyor tüm bunlar.veya bir diğer adı korkaklık bunun.
kendinizi bu kadar ağırdan satmanız,ve ucuza kiraladığınız rollerinizi bu kadar iyi oynamanız samimiyeti öldürüyor.kurallara bu kadar uymak zorunda değilsiniz.anlamıyorsunuz.ince hesaplarınız ve düzenciliğiniz neticesinde sergilediğiniz şu lanet yüz mimiklerinizden,cevapsızlıklarınızdan,göz kaçırmalarınızdan,bahanelerinizden,ve ağzınızda bakla kayırışlarınızdan tiksiniyorum.kanunlara uyuşunuz neticesinde ortaya çıkan her sahtelik;umuduyla karasıyla,iyi olanı kötü olanıyla,felaketiyle mutluluğuyla aklımın içinde karmakarışık hesaplarla başlayacak bir yolculuğa dönüşüyor.ben sizin kurallarınızla işleyen oyunlar kurmaktan ve içlerinde yer almaktan kaçıyorum.nefes aldığım her an,samimiyetin ve gerçekliğin altını çiziyorum.
‘’--…?
(rastlanması çok muhtemel olduğunu sandığım gündelik bir kareden alıntı...
bunlar iki kişiler.biri diğerine bir soru sordu.fakat yanıt gelmiyor.vatandaş inatla susuyor.çok kuralcı,belli.diğerininse oyun oynamaya hiç niyeti yok.doğrularıyla ve hakikatleriyle dimdik yürümeyi inat bellemiş,yürekli bir tip.(ötekinin yanında ne işi varsa böylesinin…)yazık ki bir yandan sessizlikle savaşmakla,diğer yandansa olayı kavrayıp artık bir neticeye varmak konusundaki ısrarını sürdürmekle meşgul.şimdi yolun son virajında,öfkeli bir bitişi yaşarken,son olarak birkaç çift laf edecek.)
--sana sorduğum,çok basit bir soruydu sadece.yalnızca konuyla ilgili ne hissettiğini ve akışıyla ilgili düşündüklerini bilmekti istediğim.sonrasında ağzından çıkacak net birkaç kelimeye göre bende ne yapacağıma,hayatımı nasıl devam ettireceğime bir karar verirdim.(aman ne iyi.olayı yırtıp atmanın en az hasarlı yoluydu işte bu.)
niye bana bu kolaylığı sağlamıyorsun?ne yapacağını bilmez bir şekilde şapşal şapşal gözlerinde asılı kalmak kadar acıtanı yok biliyor musun?en kötüsü de şu;gözlerinde edindiğim yerin benim için,rollerimiz icabı öfkeden başka bir ifadesi yok ve şu dakikalar sen bana acıyorsun.sen susarken ben gittikçe ufalan acınası bir yaratığa dönüşüyorum,doğru mu?hayır,bir insan bu kadar küçülmemeli.ve sen insanlık çizgilerinin bu kadar gerisinde durmamalısın.yalnız bir dakika.burada duralım.küçülen ben değilim ki.olay burada çözülüyor işte.bu sonu gelmezmiş gibi görünen sürünceme ve sessizlik anında rolü asil ve dokunaklı olan benim,ezilip hor görülen ise sen. sizler bu gerçeğin kıyısına bile varmazsınız elbette.ve biliyor musun,bal kavanozunu yalayan ve ağzında bal tadını hisseden bir aptaldan farksızsın şuan.tam bir sefaletsin!ve buna rağmen kendini onurlu hissedip,küçülenin ben olduğu konusundaki kafanda düzdüğün kandırmacalarınla kendini dört köşe hissettiğinden eminim.bu sezgimden ötürü suratına tükürmek konusundaki hıncım ve midemdeki karışıklık daha bir artıyor.fakat bir yandan da biliyorum ki kalkıp bunu yapmam olası bile değil.bu nedenle şuanki sinir gerginliğime katlanmak zorundayım.
Bir de sizlerin,kendini söylenmemiş-hiç anlatılmamış masalların kahramanı ilan etmiş bir hali vardır hep.işte yeryüzündeki huzur ve karşılıklı güven ortamı ancak,sizin gibileri ortaçağın kızıl alevlerine sürgün etmekle sağlanabilir.merak etmeyin,maskelerinizin artıkları ardınızda yenik saydığınız asiller tarafından büyük bir zevkle kül denizine bırakılacaktır…’‘
Thursday, February 8, 2007
Subscribe to:
Post Comments (Atom)
No comments:
Post a Comment